YOBU III. Uluslararası Orta Anadolu Sempozyumu'na “İkiz Dönüşüm: Çok Disiplinli Yaklaşımlarla Sürdürülebilirlikten Yapay Zekâya Uzanan Dijital Yolculuk, Yozgat, Turkey, 14 - 16 May 2026, (Unpublished)
Today, the ethical problems raised by artificial
intelligence technologies are predominantly addressed within the framework of
individual decisions, intentions, and user choices. However, the current stage
of digital transformation increasingly challenges the explanatory power of this
individual-centered ethical approach. What we are confronted with today is not
a single piece of software or algorithm, but rather a large-scale digital
ecosystem sustained and continuously reproduced through the everyday
interactions of billions of people. This situation makes it increasingly
problematic to evaluate AI ethics solely in terms of individual moral agency.
The point of departure of this paper is the observation that dominant
individual-centered conceptions of responsibility in AI ethics tend to obscure
the structural, collective, and sustainability-related dimensions of digital
systems. While data and interactions produced by users, often without their
explicit awareness, directly contribute to algorithmic learning processes and
dynamics of power accumulation, framing ethical responsibility exclusively in
terms of individual good or bad intentions risks concealing these structural
problems. From this perspective, the paper argues that the framework
of twin transformation, which brings digital transformation and
sustainability debates into a common analytical horizon, provides a more
comprehensive basis for rethinking AI ethics. The aim of this study is to move
AI ethics beyond the axis of individual moral obligations and to
reconceptualize it within a framework of collective responsibility. To this
end, Rainer Mühlhoff’s concept of “Human-Aided Artificial Intelligence” is
adopted as the central theoretical framework. According to Mühlhoff,
contemporary AI systems become operational through active yet often
unrecognized user contributions; humans are not merely passive users of these
systems, but subjects who continuously feed, sustain, and reproduce them. This
perspective enables a critical examination of individualizing conceptions of
responsibility that reduce ethical accountability to the level of individual
users. Through a philosophical and conceptual analysis, the paper highlights
structural parallels between AI ethics and debates on the climate crisis and
sustainability. These parallels make visible the gap between individual actions
and the cumulative, destructive effects they produce in both domains. The
analysis demonstrates that ethical challenges in AI cannot be adequately
addressed within a framework limited to individual intentions and preferences;
rather, they constitute issues that require collective action, ethical
governance, and structural transformation. Accordingly, the paper argues that a
genuinely transformative and sustainable approach to AI ethics depends on
rethinking users not merely as data providers, but as moral agents capable of
assuming collective responsibility.
Günümüzde yapay
zekâ teknolojilerinin ortaya çıkardığı etik problemler, çoğunlukla bireysel
kararlar, niyetler ve kullanıcı tercihleri çerçevesinde ele alınmaktadır; ancak
dijital dönüşümün ulaştığı mevcut aşama, bu birey-merkezli etik yaklaşımın
açıklayıcılığını giderek daha fazla zorlamaktadır. Bugün karşı karşıya
olduğumuz olgu, tekil bir yazılım ya da algoritmadan ziyade, milyarlarca
insanın gündelik etkileşimleriyle beslenen ve süreklilik kazanan geniş ölçekli
bir dijital ekosistemdir. Bu durum, yapay zekâ etiğinin yalnızca bireysel
ahlaki faillik üzerinden değerlendirilmesinin neden problemli hâle geldiğini
açıkça göstermektedir. Bu bildirinin çıkış noktası, yapay zekâ etiğinde hâkim
olan birey-merkezli sorumluluk anlayışının, dijital sistemlerin yapısal,
kolektif ve sürdürülebilirlik boyutlarını çoğu zaman görünmez kılmasıdır.
Kullanıcıların farkında olmadan ürettikleri veri ve etkileşimler,
algoritmaların öğrenme süreçlerine ve güç kazanma dinamiklerine doğrudan katkı
sağlarken, etik sorumluluğun yalnızca bireysel iyi ya da kötü niyet üzerinden
tartışılması bu yapısal sorunların üzerini örtme riskini taşımaktadır. Bu
bağlamda çalışma, dijital dönüşüm ile sürdürülebilirlik tartışmalarını birlikte
ele alan ikiz dönüşüm perspektifinin, yapay zekâ etiği açısından daha kapsayıcı
bir sorgulama zemini sunduğunu ileri sürmektedir. Çalışmanın amacı,
yapay zekâ etiğini bireysel ahlaki yükümlülükler ekseninden çıkararak, kolektif
sorumluluk anlayışı çerçevesinde yeniden düşünmektir. Bu doğrultuda, Rainer
Mühlhoff’un “İnsan Destekli Yapay Zekâ” (Human-Aided AI) kavramsallaştırması
temel bir teorik çerçeve olarak benimsenmektedir. Mühlhoff’a göre çağdaş yapay
zekâ sistemleri, kullanıcıların aktif fakat çoğu zaman farkında olunmayan
katkılarıyla işlerlik kazanmaktadır ve insanlar bu sistemlerin yalnızca pasif
kullanıcıları değil, aynı zamanda onları besleyen, sürdüren ve yeniden üreten
özneler hâline gelmektedir. Bu yaklaşım, yapay zekâ etiğinde sorumluluğu
bireylere indirgeyen bireyselleştirici sorumluluk anlayışlarının eleştirel bir
değerlendirmesini mümkün kılmaktadır. Bu bildiri,
felsefi ve kavramsal bir analiz aracılığıyla, yapay zekâ etiği ile iklim krizi
ve sürdürülebilirlik tartışmaları arasında kurulan yapısal benzerliklere dikkat
çekmektedir. Bu benzerlikler, her iki alanda da bireysel eylemler ile bu
eylemlerin yol açtığı kümülatif ve yıkıcı etkiler arasındaki kopukluğu görünür
kılmaktadır. Analiz, yapay zekâ alanındaki etik sorunların bireysel niyet ve
tercihlerle sınırlı bir çerçevede ele alınamayacağını; aksine kolektif eylem,
etik yönetişim ve yapısal dönüşüm gerektiren meseleler olduğunu ortaya
koymaktadır. Bu doğrultuda bildiri, yapay zekâ etiğinde gerçekten dönüştürücü
ve sürdürülebilir bir yaklaşımın, kullanıcıları yalnızca veri sağlayıcılar
olarak değil, kolektif sorumluluk üstlenebilen ahlaki failler olarak yeniden
düşünmeyi gerektirdiğini savunmaktadır.