Nefes And Deyis Forms In The AleviBektashi Tradition: A Turkish Religious MusicCentered Analysis And AISupported Cultural Transmission
ALEVİ-BEKTAŞİ GELENEĞİNDE NEFES VE DEYİŞ FORMLARI: TÜRK DİN MUSİKİSİ MERKEZLİ BİR İNCELEME VE YAPAY ZEKÂ DESTEKLİ KÜLTÜREL AKTARIM, Rome, İtalya, 27 Nisan - 03 Mayıs 2026, ss.1024-1035, (Tam Metin Bildiri)
- Yayın Türü: Bildiri / Tam Metin Bildiri
- Basıldığı Şehir: Rome
- Basıldığı Ülke: İtalya
- Sayfa Sayıları: ss.1024-1035
- Yozgat Bozok Üniversitesi Adresli: Evet
Özet
Bu çalışma; Alevi-Bektaşi geleneğine ait iki özgün musiki formu olan nefes ve deyişi, Türk din musikisinin birer formu olma niteliğiyle çok boyutlu bir perspektiften ele almaktadır. Anadolu'nun
kadim sentezi içinde biçimlenen Alevi-Bektaşi kültürü; inanç değerlerini, ahlâk öğretisini ve toplumsal belleğini yüzyıllar boyunca sözlü kültür ve musiki yoluyla aktarmış; bu süreçte nefes ve deyiş formları
kimliğin musikal ifade araçlarına dönüşmüştür. Çalışmada öncelikle Aleviliğin ve Bektaşîliğin kısa tarihsel-kültürel arka planı aktarılmış; ardından nefes ve deyiş kavramları etimolojik ve kavramsal
düzeyde tahlil edilmiştir. Nefes, tasavvuf geleneğinde Nefes-i Rahmânî anlayışıyla ilişkilendirilen ve ritüel bağlamda icra edilen besteli şiiri ifade ederken; deyiş, dinî, ahlâkî ve toplumsal içerikleri kapsayan
daha geniş bir söyleyiş alanına karşılık gelir. Türk din musikisi içindeki konumları makamsal yapı, usûl repertuvarı, icra tavrı ve ritüel bağlam üzerinden değerlendirilmiş; yirmi yedi farklı makam ve Bektaşi
Devr-i Revânı ile Bektaşi Raksanı gibi özgün usûller tespit edilmiştir. Örnekler bölümünde "Zâhid Bizi Tan Eyleme", "Haydar Haydar", "Bu Yıl Bu Dağların Karı Erimez" ve "Şâh-ı Merdânın Avazı" gibi
popüler eserler; anlam katmanları, makamsal-usûlî yapıları ve modern yorumcuları çerçevesinde incelenmiştir. Son bölümde üretici yapay zekâ teknolojilerinin bu repertuvarın belgelenmesi,
çözümlenmesi ve aktarımındaki olası katkıları ile etik sınırları tartışılmıştır. Sonuç olarak nefes ve deyişlerin Türk din musikisi içinde marjinal değil; kurucu ve genişleyen bir form alanı oluşturduğu,
mirasın geleceğe taşınmasında geleneksel meşk ile dijital araçların birlikte değerlendirilmesi gerektiği ortaya konulmuştur